Dokunuşun Anlık Etkisi Ömürlük Olsun

Hasan, kardeşinin ölümünden bu yana kendini toparlayamamıştı. Hazırlıksız yakalanmak bir tarafa, çevresinden bu hastalığı neden sakladığını anlayamamıştı Ali’nin… Vedalaşmak için kimsenin vakti olmamıştı. Ali sessizce veda etmişti… Kızgındı ona, öyle ki; aslında kızgınlığını özlemini örtmek için kullanıyordu.

Veda etmemişti belki ama tuhaf bir şekilde herşeyi hazırlamıştı Ali… Ondan sonra bulunması gerekenler bulunabilsin diye en ince ayrıntısına kadar düzenlemiş, klasörlemiş, yerleştirmişti. Ölümü hayatın bir parçası olarak mı görüyordu; yoksa zaten bu dünyadaki görevini yerine getirdiği mi düşünüyordu bilmiyorum, ancak o hep huzurluydu. Hastalığı süresince bile hiç küsmedi hayata, hep işlerini tamamlamaya çalıştı. Öyle dingindi ki, yanında olduğunuzda ister istemez sakinleşiverirdiniz. Ali’nin insanlarla hep çok özel bir ilişkisi olmuştu. 10 yaşından bu yana her gittiği yerde ona eşlik etmiştim. Hayatına giren insanlara öyle zarif dokunmuştu ki; o dokunuş ‘An’lık olmasına rağmen etkisi ömürlüktü.

Arkadaşlarını ve potansiyelini gördüğü insanları zorlamayı severdi. Okul yıllarından sonra, Mehmet askerdeyken, onun annesine yaptığı bayram ziyaretinden bahsetmişti, hiç unutmam. Ne de şeker bir hanımefendiydi, hala hatırlıyorum. Ziyaret sırasında Ali’ye binlerce kere teşekkür etmişti: “Evladım sen olmasaydın Mehmet’in bu okulu bitireceği, yüksek mimar çıkacağı yoktu. Varolasın.” Mehmet bugün yabancı bir ülkede depreme dayanıklı binalar inşa ediyor. Ali insanların yeteneklerini görür teşvik ederdi, o insanlara güvenmesini bilirdi.

Öğrencileriyle arasındaki o özel ilişkiye ise sayısız kere tanık olmuştum Üniversite’deki odasında. Çoğu ebeveynin bile yapmaktan kaçınacağı bir destekle  onların yanında olduğunu hissettirirdi. Onu anlatan e-postalara göz gezdirirken daha dün şu notu aldık: “Rahatsızlığımdan ötürü okulu bırakmayı düşündüğüm zaman bile Ali Hoca benden umudunun kesmemişti. Hemen hemen haftada 3-4 kez eve gelir, bana eksiklerimi tamamlamam için yardımcı olurdu. Öyle ki; hastalığımın masraflarını karşılayabilmek için evden yürütebileceğim bir projeyi almam için ısrar etti. Ben kendime inanmıyorken, bana inanmayı ve yürümeyi öğretti….Bugün geldiğim yerde ve tüm o zorlukları yenmemde etkisi o kadar büyük ki…” Ali inancın gücüne güvenirdi…

O pek çoğunun vakit kaybetmek olarak gördüğü riskleri göze alırdı. Vakit kaybetmekten korkmazdı. Bilirdi ki yaptığı her şey onu bir yere taşıyor. Yetinmezdi, Öğrenmeye aşıktı, Öğretmeye olduğu kadar. Araştırmaktan, yeniden başlamaktan bıkmazdı. Başladığı sayısız projeyi öyle yaratıcı bir şekilde ortaya koymuştu ki, mimarlıktan animasyona, yazılımdan, tipografiye, resime ve daha pek çok alana duyduğu ilgiyle tamamlanmayı bekleyen bir çok proje bıraktı. O içindeki yaratıcılığı serbest bırakırdı, bıraktırırdı. O yüzden dokunduğu her şeyde kendi farkını bıraktı…

Ufak ayrıntılara dikkat eder, püf noktalarına özen gösterirdi. Sabır gerektirecek pek çok işi büyük bir keyifle yapardı. Bir şeyler tasarlayıp en ince ayrıntısına kadar planlamayı da, insanların hayatlarını bulduğu püf noktalarıyla kolaylaştırmayı da çok severdi… Hiç unutmam; ofisinin kapı kulplarını dahi kendisi tasarlayıp takmıştı. Sandalyelerine kadar kendi tasarladığı Bilgisayar Müh. Bölümü dersliklerine şimdi onun ismini verdiler. Birine hediye alması gerekiyorsa bu mutlaka o kişinin hayatını kolaylaştıracak bir şey olurdu. Bazen bir İngiliz anahtarı olsa bile…Bu, İngiliz anahtarlarının en kullanışlısı olurdu…

Ali, oldum olası hiçbir şeyi ertelemeyen bir insandı. 70lerin öğrenci olaylarında, duvara afiş asarken polise yakalandığında elindeki tutkalı polisin kafasına fırlatışını anımsıyorum. Yapmak istediğini yapardı o, hiç gocunmazdı. Bu olayı liseden arkadaşı Serdar’a yazdığımız mektupta anlatmıştı “Ağabey, tam afiş asıyoruz, bir siren sesi; baktım sokağın başından iki göz parlıyor, polis arabasının farları cam gibi bana göz kırpıyor, tam kaçacağım karşımda beliriverdi elinde copuyla. Elimdeki tutkalı polisin kafasına nasıl fırlattığımı bilmiyorum. Arkamdan Polisin “Bu tutkalı sana yedireceğim!” dediğini duydum. Bir hafta önce öğrenci olaylarına karıştığı tespit edilen bir öğrencinin midesinde tutkal bulundu diye bir haber okuduğumu anımsayınca polisin ciddi olduğunu düşünmedim değil ……” Ali içinde bulunduğu her dakikanın tadını doya doya çıkarırdı. Bir amacı varmış, bir şeye hizmet ediyormuş…. bunlar bir tarafa, o yaptığı her şeyden hep keyif alırdı. İşte o yüzden insanların hayatına dokunuşu anlık, etkisi ömürlük oldu….

Tam bunları düşünürken Hasan’ın sıcak elini hissettim… anma töreninde yapacağı konuşmanın metnini tamamlarken mürekkebimin son damlalarıyla şu sözler döküldü kağıda:

“Yanımızdayken üzerimizde ve çevremizde bıraktığı izleri fark etmeyiz insanların…Dilerim karşınıza çıkan insanlar Ali gibi olsun:

Dokunuşu Anlık, Etkisi Ömürlük Olsun…!

 


“Hoşça kal Ali…”

-Cebinden Hiç Çıkarmadığın Dolma Kalem…

(Ali Vahit Şahiner Anısına)

KONUYA BENZER DİĞER YAZILAR...

2 Responses

  1. Axiom dedi ki:

    Yazılarınızın devamını bekliyorum

  2. Sadık Baydere dedi ki:

    Ali Vahit ile 82’de ODTÜ Bilgisayar Mühendisliğinde asistanımız iken başlayan arkadaşlığımız, 85 sonrası İngiltere’de devam etti. Eşimle tanışmama ve hatta evlenmemize vesile oldu. Çok sık bir arada olurduk İngiltere yıllarında. Hemen hemen aynı yıllar, 90’ların ortasında Türkiye’ye döndük.

    Ali gerçekten çok özel bir arkadaş ve dosttu. Detaycı ve titiz idi ama her şeyin azını, özünü ve kalitelisini tercih ederdi. İlişkilerinde olduğu gibi. Çok anısı var bende… Çok özlüyorum kendisini çook 🙁

    Nurlar içinde yat Sevgili Arkadaşım, Canım Dostum. O gün gelecek, görüşeceğiz yine elbet…

Bir Cevap Yazın